Ana içeriğe atla

Perfetti Sconosciuti


Hayatı paylaşıyorsanız,
Az bulunuyorsa,
Bulunduktan sonra sonsuza kadar kaybolmuyorsa,
Canınızı bile emanet edebiliyorsanız,
Yanında rahatsanız,
Mutlu olduğunuzda o da sizinle dans ediyorsa,

Ağladığınızda ağlamıyor, güldürmenin yolunu arıyorsa,

Tam kötü hissettiğinizde arayıp ‘nasılsın’ diyorsa,

Sesinizden anlayabiliyorsa iyi olup olmadığınızı,

Beceremiyorsa da uğraşıyorsa,

Kendisinde zerresi olmasa da ümit aşılamaya çalışıyorsa,

Her şeyi kendi yaşamışcasına cevabı varsa her sorunuza,

Seni senden iyi tanıyorsa,
Sabır kübünden de sabırlıysa size,
Kapılar kapandığında, o içeride kalıyorsa,

Olmamanız gereken yerdeyken, ait olduğunuz yere sizi taşıyorsa,

Gülerken gözlerinizden yaşlar geliyorsa,

Ağlarken gülmeye başlıyorsanız beraber,

Sessizliği paylaşabiliyorsanız,

Yanında gönül rahatlığıyla susabiliyorsan,

Zaaflarını içtenlikle paylaşabiliyorsan,

Görüşmesen de anlaşabiliyorsan,

Gece yarısı telefonla arayabiliyorsan, arıyorsa,
Yarına itekliyorsa, kal geldiğinde,

Hatalarınla seviyorsa seni,
Hakkınızda sizin bile bilmediklerinizi biliyorsa,
Sırlarınız varsa sadece ikinizin bildiği,

Olur da arkadan vursa bile sizi, önünüzü de dönüyorsanız ona,
En ağır sözleri bile yaralayamıyorsa,

Ya da çabuk kapanıyorsa yaraları,
En önemlisi,
Kötülük yapsa da size, bilmeden,
En kötü kararı aldırıyorsa bile size, fark etmeden,
Dostur bu,
İyi bakın,
Sıkı tutunun ona…

İşte bu satırları yazmıştım bundan dört beş yıl önce.  Hala çoğu satırdaki düşüncelerimin sonuna kadar arkasındayım. Ama acaba hangimiz dostlarımıza ve eşlerimize tamamıyla dürüstüz? Onların yaşadıklarının ne kadarını biliyoruz, onlar sizin yaşadıklarınızın ne kadarını?
Hiç mi sadece kendimize sakladığımız sırlarımız yok?

Perfect Strangers geçen yılın Paola Genovese yönetmenliğinde ve yine Genovese’nin dahil olduğu 5 kişilik bir senaryo ekibi ile yazılmış çok güçlü bir İtalyan filmi. Modern oda tiyatrosu da diyebileceğimiz bu film pek çok ödül de alarak İtalyan sineması için bu anlamda yeni umutların doğmasına da neden oldu.



Hepimiz modern yaşam biçimlerimizin olumlu ve olumsuz etkilerini yaşıyoruz zaman zaman. En çok iç içe olduğumuz ise kuşkusuz ki cep telefonlarımız. Peki, cep telefonlarımız şeffaf hale gelebilir mi? İşte Perfect Strangers bu konuya oldukça cesur bir parmak basıyor. Evlilik hayatını ve dostluk ilişkilerini mercek altına alıyor.
Üç evli çift ve bir erkek arkadaşları sıradan bir akşam yemeğinde estetik cerrahı bir adam ve terapist eşinin evinde toplanıyorlar. Bunlar çok da eski dostlar. Sohbet cep telefonlarına geliyor. Terapist olan kadın bir oyun başlatıyor. O andan itibaren herkesin telefonlarını masanın üzerine koyması ve gelen her tür mesaj ve aramanın topluca okunması ve dinlenmesi önerisini getiriyor. Herkes birbirinin yüzüne bakıyor, kimse bundan rahatsız olmayacağını söylüyor ama aslında hiç biri böyle bir oyuna girmek istemiyorlar.

Siz oyuna girer miydiniz?

Sanki biri oyunu reddetse saklayacak bir şeyi olduğunu ima etmiş olacağı korkusuyla-çünkü sözde birbirlerinden sakladıkları hiç bir şey yok- oyun başlıyor. İlişkilerin gücü tartışmasının yanında karanlık bir drama komedi izliyoruz sonrasında.



Aslında birbirimizi ne kadar iyi tanıyoruz? Zaaflarımızı, zaaf olarak görülmesinden korktuğumuz gerçekleri birilerine açıklamak zorunda mıyız? Aramalar, e-postalar, sesli sessiz  mesajlar, whatsapp mesajları derken klasik bir akşam yemeği kabusa doğru ilerliyor. Kimse ortamı terk edemiyor, savunmalar havada kalıyor,;kızgınlıklar, pişmanlıklar, öfke koltukların masanın halıların yerini alıyor. Sırların ortaya çıkmasının gerginliğinin yerini verilen tepkilerin derinliği alıyor. Üzüntü ile öfke kardeş olup ortalığı dağıtıyor.

En trajik tarafı olayların, dostluklar ve yalan evlilikler, aldatma-aldatılma karmaşası, dürüstlük sorgulanırken hiç kimse masum da değil. Çünkü hangimiz baştan sona dürüstüz ki?

Film tam benim sevdiğim dar mekanda çok diyologlu bir film. Kaçırmamak için pür dikkat kesiliyor ve alttaki yazıları okurken mimikleri de kaçırmamak istiyorsunuz. Ama yine de orjinal dilde seyretmek çok önemli. İtalyancanın kendine has tonları ve vurguları diyalogları daha anlamlı kılıyor.

Evlilikleri bitirme noktasına getirecek, aradaki dostluğu derinden sarsacak kadar önemli bir gerçeği insanların birbirinden saklaması ne kadar etik? Tartışılır da tartışılır bir konu işte kısacası. Senaristler ve yönetmen yedi kişiyi bir odaya sokarak akıllıca diyaloglar ve ilerlemeyle bize soruyor:

Böyle bir oyunu eşinizle ya da dostunuzla bir masada oynamaya siz cesaret edebilir misiniz? 

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

İncir Sütü Alerjisi

Kızımın en sevdiği reçel incir reçeli diye canım annem her yıl kilolarca yapar;hiç aksatmaz.
Zaten annem hiç bir meyveyi es geçmez.
Hepsinden reçel yapar.
Kendi de yemez, yedirir.
Ve onun incir reçeli gibisini bırakın yiyen, gören dahi olmamıştır.
Koyu yeşil, sert ve mükemmel lezzette.
Tatlı diye ye cinsinden.
Ancak bu yıl bir hata yapmış, inciri soyduktan sonra yürüyüşe çıkmış ve elleri güneşe maruz kalmış.
Durum feci, 2. derece yanık. Kadın doktor daha karşıdan görür görmez 'incir reçeli mi yaptınız?'diye sormuş. Sonra da tarifini istemiş. Şimdi annem yarın ona da bir kavanoz götürecek.
Çevremde incir reçeli yapacak cesarette kimse yok ama en azından sevgili okurlarımı ve marifetli anneleri uyarmakta kendimi sorumlu hissettim. Bu incirin sütü ile temastan sonra güneşe kesinlikle çıkılmamalı.
Annem 3 gündür reçel yapıyordu ama ilk iki gün hava kapalıydı, dün güneşli idi maalesef.
Olacağı varmış.
Canım annem benim. Sen bam başkasın...
Acil şifalar olsun...

BAC by Breeze


Yosun Alerjisi Ramada ve Memorial Üçgeni

Bazı şeyler ne kadar az ise o kadar da kıymetli oluyor. 
Sık olan sıkıyor bir süre sonra. Rutine binen şeyler heyecan da vermiyor. 
İnsanoğlu işte. 
Bir yıl çalışma hayatında 3 hafta tatil olunca da en iyi şekilde değerlendirilmek isteniyor. Geçen hafta izinliydim. Seyahat planladık biz de. Bavulu büyük bir keyifle hazırladık. Ben liste yapanlardanım. İlk üçe şöyle yazdım: 
 1.Kitap 
2.CD 
3.Notebook(Filmler içinde) 
 Bol bol okuyacak, arada film seyredecek ve müzik dinleyeceğiz. Durum böyle olunca sakin ve manzaralı bir otel seçtik Antalya'da. Falezlerin üzerinde Ramada Plaza... Otel güzel hatta şahaneydi. Son katta, müthiş bir manzaralı teras odası. Kocaman ve ultra lüks. Yerleştik. İlk gün sakin ve olaysız hatta oldukça keyifliydi. 
Ancak ikinci gün kahvaltıdan sonra kabusa döndü. Denize girdik az açıldık ve ben ileriye geçişi sınırlayan dubalardan birine kolumu attım. Biraz dinleneceğim sözde. Birden kolumun altında müthiş bir yanma hissettim. Öldüren bir yanma. Sanki çelik bir bı…

BÜTÜN MÜMKÜNLERİN KIYISINDA*

Dokuz gün tatil, neler yapacağız neler derken,sonlarına geldik bile. Hem ben hem ortak serdik bu hafta,tatile daldık. Tatilde lazım ama, bedenlerimiz kadar zihinlerimizinde dinlenmesi gerek. Ama hani giderken gittiğin yere kafanıda alıp gidiyorsun ya sonuçta o yüzden cok gülerim ben "alıp başımı gideceğim" özlü sözüne. Başında beraber götürüldüğü bir yerde ne nekadar farklı olabilir, değil mi ama? Ne gelinen yer ne gidilen yer değilde yollarda olmak güzel belkide. Ya da benim icin bu böyle.

Severim yolları, yol akıp giderken düşüncelerimi yolun akışına bırakmayı. Ve işte böyle zamanlarda hayat "bütün mümkünlerin kıyısında" gibi gelir bana, her nasılsa?Ama biliyorum aslında,hayatında bir diyalektiği var elbette, bütün mümkünler varsa bir tarafta, bütün mümkünsüzler de diğer tarafta. Eh işte yol hali olunca diyalektik de kalmıyor aklımda.O kadar da olsun artık çünkü durmadan ve bıkıp usanmadan katı bir diyalektikle yaşanmıyor ki bu hayat. Başım zaten olması gereken y…