Ana içeriğe atla

La La Land. Ne zaman hayalin biter, müzik de sona erer.


la la land aşıklar şehri

Bir insanın hayallerinin olması kadar güzel bir şey var mı hayatta? Hayal kurmak hem de en başından, taa oyuncaklarınla oynadığın zamanlardan beri. Sonra da o hayalinin peşinden gitmek; her şeye herkese hatta kendine rağmen.

Mia'nın hayali oyuncu olmak hem de tüm dünyada tanınan bir oyuncu olmak. Seb'in hayali ise Jazz Club açmak. Her ne kadar yeni nesil farklı müziklere kaymış olsa, jazz unutulmuş olsa da. 
Los Angeles'da 3 kez karşılaşıyor Mia ile Sebastian. İlki yolda, sıkışık trafikte, ikincisi bir partide üçüncüsü ise Mia'nın çalıştığı cafede. Sonra aşık oluyorlar birbirlerine. Ama öyle dillere destan cinsten değil. Naif bir aşk. Tutkularının önüne geçmesine izin vermezler aşkın.


...............Spoiler.....................
Seb pes ediyor ilk önce. Hayalini rafa kaldırıp The Passengers adlı grupla turneye çıkıyor ve plak çıkarmak için hazırlık yapıyor. Mia sinirleniyor bu duruma, hayalinden vazgeçmesi onu hayal kırıklığına uğratıyor; kavga ediyorlar.

Mia oyun yazıyor ve oynuyor tek başına ancak başarısız oluyor. Sonra o da terk ediyor hayalini ve ailesinin evine dönüyor. Kabuğuna çekiliyor.

Seb'in evine bir gün telefon geliyor ve Mia'yı bir oyun için denemeye çağırıyorlar. Seb Mia'yı zorluyor ve randevuya götürüyor. Ve rolü alıyor Mia.  Paris'e gidiyor. Tamamen ayrılıyorlar.

.............Spoiler Sonu...............

la la land filmi


Yönetmen Damien Chazelle'nin Whiplash'ında geçen yıl tutkuyu hissetmiştik zaten. Demek ki adam tutkuların adamı ve bizi de hikayeye sürüklemekte oldukça başarılı oluyor.

Ryan Cosling karşımda çiğdem yesin yine bayılırım zaten, bu naif sıcacık rol ile beni bitirdi. Emma Stone ise son derece sevimli ve rolüne çok iyi oturmuş.

Ne zaman hayallerin biter, müziğin de biter. Hayaller yoksa, kolayı seçtiysen müziksiz yaşamaya mahkumsun. 
Bu mesajı bir müzikal ile vermenin harikuladeliği ile sallanıp akan rimellerimi temizlemeye çalışırken çıktım salondan. 
Ağlatmalı demiyorum sallamalı, film böyle bitmeli, hayat da böyle bitmeli hatta aşklar da...

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

İncir Sütü Alerjisi

Kızımın en sevdiği reçel incir reçeli diye canım annem her yıl kilolarca yapar;hiç aksatmaz.
Zaten annem hiç bir meyveyi es geçmez.
Hepsinden reçel yapar.
Kendi de yemez, yedirir.
Ve onun incir reçeli gibisini bırakın yiyen, gören dahi olmamıştır.
Koyu yeşil, sert ve mükemmel lezzette.
Tatlı diye ye cinsinden.
Ancak bu yıl bir hata yapmış, inciri soyduktan sonra yürüyüşe çıkmış ve elleri güneşe maruz kalmış.
Durum feci, 2. derece yanık. Kadın doktor daha karşıdan görür görmez 'incir reçeli mi yaptınız?'diye sormuş. Sonra da tarifini istemiş. Şimdi annem yarın ona da bir kavanoz götürecek.
Çevremde incir reçeli yapacak cesarette kimse yok ama en azından sevgili okurlarımı ve marifetli anneleri uyarmakta kendimi sorumlu hissettim. Bu incirin sütü ile temastan sonra güneşe kesinlikle çıkılmamalı.
Annem 3 gündür reçel yapıyordu ama ilk iki gün hava kapalıydı, dün güneşli idi maalesef.
Olacağı varmış.
Canım annem benim. Sen bam başkasın...
Acil şifalar olsun...

BAC by Breeze


Yosun Alerjisi Ramada ve Memorial Üçgeni

Bazı şeyler ne kadar az ise o kadar da kıymetli oluyor. 
Sık olan sıkıyor bir süre sonra. Rutine binen şeyler heyecan da vermiyor. 
İnsanoğlu işte. 
Bir yıl çalışma hayatında 3 hafta tatil olunca da en iyi şekilde değerlendirilmek isteniyor. Geçen hafta izinliydim. Seyahat planladık biz de. Bavulu büyük bir keyifle hazırladık. Ben liste yapanlardanım. İlk üçe şöyle yazdım: 
 1.Kitap 
2.CD 
3.Notebook(Filmler içinde) 
 Bol bol okuyacak, arada film seyredecek ve müzik dinleyeceğiz. Durum böyle olunca sakin ve manzaralı bir otel seçtik Antalya'da. Falezlerin üzerinde Ramada Plaza... Otel güzel hatta şahaneydi. Son katta, müthiş bir manzaralı teras odası. Kocaman ve ultra lüks. Yerleştik. İlk gün sakin ve olaysız hatta oldukça keyifliydi. 
Ancak ikinci gün kahvaltıdan sonra kabusa döndü. Denize girdik az açıldık ve ben ileriye geçişi sınırlayan dubalardan birine kolumu attım. Biraz dinleneceğim sözde. Birden kolumun altında müthiş bir yanma hissettim. Öldüren bir yanma. Sanki çelik bir bı…

BÜTÜN MÜMKÜNLERİN KIYISINDA*

Dokuz gün tatil, neler yapacağız neler derken,sonlarına geldik bile. Hem ben hem ortak serdik bu hafta,tatile daldık. Tatilde lazım ama, bedenlerimiz kadar zihinlerimizinde dinlenmesi gerek. Ama hani giderken gittiğin yere kafanıda alıp gidiyorsun ya sonuçta o yüzden cok gülerim ben "alıp başımı gideceğim" özlü sözüne. Başında beraber götürüldüğü bir yerde ne nekadar farklı olabilir, değil mi ama? Ne gelinen yer ne gidilen yer değilde yollarda olmak güzel belkide. Ya da benim icin bu böyle.

Severim yolları, yol akıp giderken düşüncelerimi yolun akışına bırakmayı. Ve işte böyle zamanlarda hayat "bütün mümkünlerin kıyısında" gibi gelir bana, her nasılsa?Ama biliyorum aslında,hayatında bir diyalektiği var elbette, bütün mümkünler varsa bir tarafta, bütün mümkünsüzler de diğer tarafta. Eh işte yol hali olunca diyalektik de kalmıyor aklımda.O kadar da olsun artık çünkü durmadan ve bıkıp usanmadan katı bir diyalektikle yaşanmıyor ki bu hayat. Başım zaten olması gereken y…