Ana içeriğe atla

SENDE BEN İMKANSIZLIĞI SEVİYORUM FAKAT ÜMİTSİZLİĞİ DEĞİL...



















Hayatta en çok neyi kıskanırsın diye sorsalar bana, ortağımın ‘Nazım Hikmet Serisi’ derim. Tabii ki bu, kraliçenin pamuk prensesin güzelliğine, iyiliğine katlanamaması ve öldürtmek istemesi tarzı kıskançlık değil.
Yetersizlikten beslenen bir şey bu.
Cahil insanlar kıskançlıklarını gizlemez, diğerleri ise gizlermiş ya, ben bu durumda biraz cahil sınıfına giriyorum.
Gerçi galiba benimki tam da öyle değil. Zira;
Kıskançlık: benim var, onun olmasın.
İmrenmek: onun var, benim de olsun.
Haset: benim yok, onun da olmasın,
demek diye düşünürsek, ortağımın salona yaptırdığı yeni kitaplığında, inci gibi dizili Nazım Hikmet Serisi için kıskanıyorum değil, imreniyorum demem lazım.

Cümle alem bilir ki ortağım canını verir, kitaplarını ödünç vermez. Bir keresinde ya, gizlice alıp,okuyup,sonra geri getirip, gizlice yerine koyacağım; ruhun duymaz dediğimde, sabahları çanta kontrolü yaptırtma bana diyebilecek kadar katı kurallıdır bu hususta,siz düşünün gerisini…
Neyse ben de ne yapıyorum? Onda kaldığım geceler,yataklara dağıldıktan sonra okuyorum;

1925 yılından başlamak üzere şiirleri ve yazıları yüzünden birçok kere yargılanan, 1938 yılında orduyu ayaklanmaya kışkırtmaya çalıştığı gerekçesiyle 28 yıl 4 ay hapis cezasına çarptırılan, İstanbul, Ankara, Çankırı ve Bursa cezaevlerinde 12 yılı geçkin kaldıktan sonra 1950 yılında bir af yasasıyla salıverilen, ancak sürekli izlendiği ve çürüğe ayrıldığı halde 48 yaşında yeniden askerlik yapmaya çağrılması ve öldürüleceği yolundaki duyumlar üzerine yurtdışına kaçan, 25 temmuz 1951 tarihinde bakanlar kurulu tarafından Türkiye vatandaşlığından çıkarılan, 5 ocak 2009 tarihli bakanlar kurulu kararı ile yeniden Türkiye vatandaşlığına alınan; büyük şair Nazım Hikmet’in kitaplarını…












Sen Esirliğim Ve Hürriyetimsin
Çıplak Bir Yaz Gecesi Gibi Yanan Etimsin
Sen Memleketimsin

Memleketimi Seviyorum.
Çınarlarında Kolan Vurdum, Hapishanelerinde Yattım.
Hiçbir şey Gideremez İç Sıkıntımı
Memleketimin Şarkıları Ve Tütünü Gibi...


Bu yıl ilk defa, dün, Moskova’da büyükelçiliğin düzenlediği bir törenle anıldı Nazım.Şiirleri okundu,barış güvercinleri uçuruldu. Sistemli bir tören izledik,sevindik.

Sen yanmazsan, ben yanmazsam, nasıl çıkar karanlıklar aydınlığa?

O sadece bir vatan şairi değil, dünya şairiydi.
Bir şairin/yazarın yazdığı her kelime, her harf o anı anlatır. Anlık düşüncelerini...

Bir şeyler yazmalıyım..
Bir şeyler yazmalıyım yüzde yüz yalansız…
Bir şeyler yazmalıyım hiç bir şeyi önceden düşünmeden…
Cigaramın dumanı,
Yoktur yarin imanı…
Bir şeyler yazmalıyım ama masamın üzerinde gördüklerimi değil…
Bir şeyler yazmalıyım içimde bir şeyleri yakalayarak.
Kova salıp içimdeki kuyuya su çekmeliyim…


Edebiyatçı dönemini yansıtmalıdır.
Edebiyatçı ne düşünüyor ne hissediyorsa kağıda onu dökmelidir.
Edebiyatçı kimseye çalışmaz, kendine çalışır,düşünür,yazar.

Kimi beğenir fikirlerini, okur.
Kimi beğenmez, okur.

Hiç düşündünüz mü, Nazım Hikmet milenyumda doğsaydı; yine vatan haini olur muydu?

BREEZE

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

İncir Sütü Alerjisi

Kızımın en sevdiği reçel incir reçeli diye canım annem her yıl kilolarca yapar;hiç aksatmaz.
Zaten annem hiç bir meyveyi es geçmez.
Hepsinden reçel yapar.
Kendi de yemez, yedirir.
Ve onun incir reçeli gibisini bırakın yiyen, gören dahi olmamıştır.
Koyu yeşil, sert ve mükemmel lezzette.
Tatlı diye ye cinsinden.
Ancak bu yıl bir hata yapmış, inciri soyduktan sonra yürüyüşe çıkmış ve elleri güneşe maruz kalmış.
Durum feci, 2. derece yanık. Kadın doktor daha karşıdan görür görmez 'incir reçeli mi yaptınız?'diye sormuş. Sonra da tarifini istemiş. Şimdi annem yarın ona da bir kavanoz götürecek.
Çevremde incir reçeli yapacak cesarette kimse yok ama en azından sevgili okurlarımı ve marifetli anneleri uyarmakta kendimi sorumlu hissettim. Bu incirin sütü ile temastan sonra güneşe kesinlikle çıkılmamalı.
Annem 3 gündür reçel yapıyordu ama ilk iki gün hava kapalıydı, dün güneşli idi maalesef.
Olacağı varmış.
Canım annem benim. Sen bam başkasın...
Acil şifalar olsun...

BAC by Breeze


Yosun Alerjisi Ramada ve Memorial Üçgeni

Bazı şeyler ne kadar az ise o kadar da kıymetli oluyor. 
Sık olan sıkıyor bir süre sonra. Rutine binen şeyler heyecan da vermiyor. 
İnsanoğlu işte. 
Bir yıl çalışma hayatında 3 hafta tatil olunca da en iyi şekilde değerlendirilmek isteniyor. Geçen hafta izinliydim. Seyahat planladık biz de. Bavulu büyük bir keyifle hazırladık. Ben liste yapanlardanım. İlk üçe şöyle yazdım: 
 1.Kitap 
2.CD 
3.Notebook(Filmler içinde) 
 Bol bol okuyacak, arada film seyredecek ve müzik dinleyeceğiz. Durum böyle olunca sakin ve manzaralı bir otel seçtik Antalya'da. Falezlerin üzerinde Ramada Plaza... Otel güzel hatta şahaneydi. Son katta, müthiş bir manzaralı teras odası. Kocaman ve ultra lüks. Yerleştik. İlk gün sakin ve olaysız hatta oldukça keyifliydi. 
Ancak ikinci gün kahvaltıdan sonra kabusa döndü. Denize girdik az açıldık ve ben ileriye geçişi sınırlayan dubalardan birine kolumu attım. Biraz dinleneceğim sözde. Birden kolumun altında müthiş bir yanma hissettim. Öldüren bir yanma. Sanki çelik bir bı…

BÜTÜN MÜMKÜNLERİN KIYISINDA*

Dokuz gün tatil, neler yapacağız neler derken,sonlarına geldik bile. Hem ben hem ortak serdik bu hafta,tatile daldık. Tatilde lazım ama, bedenlerimiz kadar zihinlerimizinde dinlenmesi gerek. Ama hani giderken gittiğin yere kafanıda alıp gidiyorsun ya sonuçta o yüzden cok gülerim ben "alıp başımı gideceğim" özlü sözüne. Başında beraber götürüldüğü bir yerde ne nekadar farklı olabilir, değil mi ama? Ne gelinen yer ne gidilen yer değilde yollarda olmak güzel belkide. Ya da benim icin bu böyle.

Severim yolları, yol akıp giderken düşüncelerimi yolun akışına bırakmayı. Ve işte böyle zamanlarda hayat "bütün mümkünlerin kıyısında" gibi gelir bana, her nasılsa?Ama biliyorum aslında,hayatında bir diyalektiği var elbette, bütün mümkünler varsa bir tarafta, bütün mümkünsüzler de diğer tarafta. Eh işte yol hali olunca diyalektik de kalmıyor aklımda.O kadar da olsun artık çünkü durmadan ve bıkıp usanmadan katı bir diyalektikle yaşanmıyor ki bu hayat. Başım zaten olması gereken y…