Ana içeriğe atla

Kayıtlar

Perfetti Sconosciuti

Hayatı paylaşıyorsanız,
Az bulunuyorsa,
Bulunduktan sonra sonsuza kadar kaybolmuyorsa,
Canınızı bile emanet edebiliyorsanız,
Yanında rahatsanız,
Mutlu olduğunuzda o da sizinle dans ediyorsa,
Ağladığınızda ağlamıyor, güldürmenin yolunu arıyorsa,
Tam kötü hissettiğinizde arayıp ‘nasılsın’ diyorsa,
Sesinizden anlayabiliyorsa iyi olup olmadığınızı,
Beceremiyorsa da uğraşıyorsa,
Kendisinde zerresi olmasa da ümit aşılamaya çalışıyorsa,
Her şeyi kendi yaşamışcasına cevabı varsa her sorunuza,
Seni senden iyi tanıyorsa,
Sabır kübünden de sabırlıysa size,
Kapılar kapandığında, o içeride kalıyorsa,
Olmamanız gereken yerdeyken, ait olduğunuz yere sizi taşıyorsa,
Gülerken gözlerinizden yaşlar geliyorsa,
Ağlarken gülmeye başlıyorsanız beraber,
Sessizliği paylaşabiliyorsanız,
Yanında gönül rahatlığıyla susabiliyorsan,
Zaaflarını içtenlikle paylaşabiliyorsan,
Görüşmesen de anlaşabiliyorsan,
Gece yarısı telefonla arayabiliyorsan, arıyorsa,
Yarına itekliyorsa, kal geldiğinde,
Hatalarınla seviyorsa seni,
Hakkınızda sizin bile b…
En son yayınlar

Thomas Mann - Küçük Friedemann

Küçük Friedemann otuz yaşına geldiğinde hayatından oldukça mutluydu. Öğlen yemeğinden sonra bahçede vakit geçiriyor, kafasını yastığına dayıyor,  iyi cins purosunu tellendirirken kitabını okuyordu ceviz ağacından gelen şen şakrak serçe cıvıltıları eşliğinde. Kalan belki  otuz yılını da bu şekilde huzur içinde geçirmekti en büyük arzusu.

"Her şeyin tadının çıkarılmaya değer olduğunu, mutlu ve mutsuz yaşantılar arasında bir ayrım yapmanın adeta budalalık sayılacağını öğrenmişti. Tüm duygu ve ruh durumlarını can ve gönülden kucaklıyor, neşelileri kadar üzücüleri de içinde olmak üzere hepsine özen gösteriyordu. "

"İlkbaharda kırlara açılıp parklarda dolaşmak, bir çiçeğin burcu burcu kokusunu solumak, bir kuşun ötüşünü izlemek, bütün bunlar insanın içini şükran duygusuyla dolduracak şeyler değil miydi?"

Fakat bu mutluluğu uzun sürmedi. Aşık oldu Friedemann. Artık uykuları hummalı ve sağır, başı sersem, adımları yavaştı. Hayata karşı duyduğu bütün o yürekten sevgi yitmiş …

La La Land. Ne zaman hayalin biter, müzik de sona erer.

Bir insanın hayallerinin olması kadar güzel bir şey var mı hayatta? Hayal kurmak hem de en başından, taa oyuncaklarınla oynadığın zamanlardan beri. Sonra da o hayalinin peşinden gitmek; her şeye herkese hatta kendine rağmen.
Mia'nın hayali oyuncu olmak hem de tüm dünyada tanınan bir oyuncu olmak. Seb'in hayali ise Jazz Club açmak. Her ne kadar yeni nesil farklı müziklere kaymış olsa, jazz unutulmuş olsa da.  Los Angeles'da 3 kez karşılaşıyor Mia ile Sebastian. İlki yolda, sıkışık trafikte, ikincisi bir partide üçüncüsü ise Mia'nın çalıştığı cafede. Sonra aşık oluyorlar birbirlerine. Ama öyle dillere destan cinsten değil. Naif bir aşk. Tutkularının önüne geçmesine izin vermezler aşkın.


...............Spoiler..................... Seb pes ediyor ilk önce. Hayalini rafa kaldırıp The Passengers adlı grupla turneye çıkıyor ve plak çıkarmak için hazırlık yapıyor. Mia sinirleniyor bu duruma, hayalinden vazgeçmesi onu hayal kırıklığına uğratıyor; kavga ediyorlar.
Mia oyun yazıyor ve…

Leonard Cohen. Sabahlarım, Öğlenlerim, Akşamlarım, Gecelerim.

Leonard Cohen. Evet benim de hayatımın zaman zaman fon müziği olan adam. Genellikle sabahlarımın. Bazen ofiste tek başına kaldığım zaman kulaklığın ucunu bilgisayar kasasından çekip alıp sesiyle ortamı hüzünlendirdiğim öğlenlerin. Akşam üstlerinin mesela, yoğun bir günün ardından evin kapısını açar açmaz cdsine yöneldiğim anların. Gece de özel geçer Cohen ile. Kısık sesini dinlersin kısık kısık. Hayallerin adamı. Artık yok. Hoş biz zaten tanışmıyorduk. Tanışmadan sevdiklerimden. Ne kadar ilginçtir hiç tanımadığın birini sevmek, dinlemek, hissetmek.Arabadayım, birazdan vapura bineceğim her hafta içi sabahı olduğu gibi. NTV açık, her hafta içi sabahı olduğu gibi. Sonra spiker diyor ki Leonard Cohen evinde ölü bulundu, sebebi belli değil henüz. Bir hüzün çöküyor içime. İçime huzur, sevgi, dinginlik ve aşk pompalayan sözleri ve sesini yine hemen hemen her gün duyacak olsam da üzülüyorum.Ölmeden efsane olan adam, şimdi efsanelerin efsanesi olacaksın. 
Biz "Waiting for the Miracle"…

NE OKUMALI ? Çİ

Bu aralar işlerim çok yoğun, öyle böyle değil. Geçen öğlen bir dostumla konuşuyorum o da aynı durumda. Vakitler yetmiyor bize. Okuduğum kitapların içeriği de farklı bu ara, ne okumalı şaşırdım; ama dün dedim ki haydi bitir şu Çi'yi.  Ve bitirdim hatta hızımı alamayıp Kırmızı Saçlı Kadın - Orhan Pamuk başladım. Aslında üçlemenin son kitabı da okunması gereken olarak sırada.
Karma felsefesine inananlardanım. Bir insanın yaptığı iyiliğin de kötülüğün de bir gün dönüp dolaşıp kendini bulacağını biliyorum. Ama bu düşünceyle de adım atmak sahtekarlık değil mi aslında? Bana döner diye kötülük yapmamak. Ya da bana döner diye iyilik yapmak. Çok sahtekarca bir durum. İnsanın tamamen değişmesi gerekiyor; kendine döner diye değil, içinden kötülük yapmaması- iyilik yapması gerekiyor. 
Çi bir denge meselesi. İnsanın nefesle içinde dolaşan enerjiyi doğru kullanmayı öğrenmesi gelişimi açısından da, dünyaya geliş sebebini bulması açısından da son derece önemli. Ama ille bir sarsılması gerekiyor insa…

Hayata Film Arası : Altın Palmiye Ödülü Kimin Oldu?

Ken Loach, filmlerinde genellikle yoksul kesimin hayatlarından kesitler alan bir yönetmen. Bread and Roses, Özgürlük Rüzgarı-The Wind That Shakes the Barley- Özgürlük Dansı, Carla'nın Şarkısı seyrettiğim ve aklımda kalan ve önerebileceğim film tavsiyeleri arasında. İç burukluğu yaşatan ve dünyada çok büyük bir payın yoksul hayat yaşadığı düşünüldüğünde huzur bozan; e hadi bozsun, kalp sıkıştıran cinsten hikayeler bunlar. Son filmini, I, Daniel Blake'i henüz seyretmedim. Ve bu filmle Loach dün akşam Cannes Film Festivali en önemli ödülü Altın Palmiye ödülünü kazandı.  Filmde, İngiltere’de eşini kaybetmiş orta yaşlı bir marangozun kalp krizi geçirmesiyle süregelen sosyal yardım sistemi işleniyor.   BAŞKA BİR DÜNYA MÜMKÜN MÜ? Loach Mel Gibson'ın elinden ödülünü alırken, ‘Umut mesajı vermek zorundayız, başka bir dünyanın mümkün olduğunu söylemek zorundayız’ dedi. Cannes Ödül Alanlar Jüri Büyük Ödülü – It’s Just the End of the World – Xavier Dolan Jüri Ödülü: American Honey – Andre…

Akasha Dağları'na mı Kaçsak?

Bu dünyadan değil gibi olan yerler var. Değişik yerler... Her coğrafyada var. Akasha Dağları da onlardan birisi. Güney Afrika'da. 
Peki, azap dolu, çilekeş, yıpratıcı dünyadan buralara kaçsak, acaba huzuru bulabilir miyiz ki?

Bu kadar sakin, güzel yerler varken dünyada, böyle huzurlu ve keyifli yaşamak varken, nedendir bu kanlı düzen?

En azından bakayım, değişik yerler göreyim, biraz daha fotoğraf lütfen diyorsanız buyurun buraya... BAC

Hepimizin başı sağolsun, ateş düştüğü yeri yakıyor ama biz de mutsuzuz, umutsuzuz...

Film Arası : Mantıksız Adam

Woody Allen filmleri sinemaya aşık olmamı sağladı desem yalan olmaz. İlk seyrettiğim filmi -henüz 13 yaşımdayken- Bananas. O kadar etkilenmiştim ki, aslında tam da o gün hayatımın en keyifli aktivitesinin sinema olacağının işaretiydi bu kesin. Woody film yapar, ben bayılırım o günden beri. Adamın tarzı, hayata bakışı, insanlara bakışı, öz güveni beni benden alıyor. İnsan bir filmi seyretmeye kıyamaz mı? Kıyamaz...İlk seyrediyorum, sonra bir daha, sonra bir daha...

Hayata film arası : Mantıksız Adam Woody Allen'ın 2015 sonunda vizyona giren yine hem senaryosunu yazıp hem yönettiği film. Baş rollerde Emma Stone ve Joaquin Phoenix var. Konusu ise kısaca şöyle;






















Abe Lucas (Joaquin Phoenix), küçük bir şehir üniversitesine felsefe hocalığı yapmak için yerleşir. Mesleğinin de verdiği ruh hali ve orta yaş kriziyle birlikte içinden çıkılamaz bir varoluşsal boşluğa düşer. Artık hiçbir şeyden zevk almamaktadır. Okula gider, gelir, görevini yapar, o kadar. Öğretmen arkadaşlarından Rita Richards …

Film Arası : 2016 Oscar Ödülleri

Bir kere Digitürk'e teşekkür etmek istiyorum; internetten canlı yayın herkese açık Oscar törenini yayınladığı için. Son derece her anlamda cömert bir yaklaşım. 2016 Oscar ödülleri töreni tam olması gerektiği gibiydi. Ben kırmızı halıda uyuyup sonra saati kurmama bile gerek kalmayacak bir heyecanla tam 3.30'da uyanıp direk ödül törenini seyredenlerden oldum bu sene. Kıyafetlere de netten bakarım. Gecenin bana göre sürprizi "En İyi Kurgu" dalındaydı. Tamam Mad Max:Fury Road iyi bir konuyu ele almış ama en iyi kurgu dalında şüphesiz favorim Spotlight idi.

Dünyaca ünlü takip oranı fazla olan Hollywood insanlarının küresel ısınma, doğa katliamı, her türlü istismar, ırk ayrımcılığı gibi önemli konularda duyarlı olması önemli. Yapılan filmlerde (özellikle belgeseller) altı çizilen sorunlar daha çok kitleye duyuruluyor ve hedef  alınan kitleler de bir silkiniyor diye düşünüyorum. Lady Gaga şovu da, Fifty Shades Of Grey şarkı performansı da ayrıca nefisti. En iyi film Spotlight…