4 Haziran 2010 Cuma

SENDE BEN İMKANSIZLIĞI SEVİYORUM FAKAT ÜMİTSİZLİĞİ DEĞİL...



















Hayatta en çok neyi kıskanırsın diye sorsalar bana, ortağımın ‘Nazım Hikmet Serisi’ derim. Tabii ki bu, kraliçenin pamuk prensesin güzelliğine, iyiliğine katlanamaması ve öldürtmek istemesi tarzı kıskançlık değil.
Yetersizlikten beslenen bir şey bu.
Cahil insanlar kıskançlıklarını gizlemez, diğerleri ise gizlermiş ya, ben bu durumda biraz cahil sınıfına giriyorum.
Gerçi galiba benimki tam da öyle değil. Zira;
Kıskançlık: benim var, onun olmasın.
İmrenmek: onun var, benim de olsun.
Haset: benim yok, onun da olmasın,
demek diye düşünürsek, ortağımın salona yaptırdığı yeni kitaplığında, inci gibi dizili Nazım Hikmet Serisi için kıskanıyorum değil, imreniyorum demem lazım.

Cümle alem bilir ki ortağım canını verir, kitaplarını ödünç vermez. Bir keresinde ya, gizlice alıp,okuyup,sonra geri getirip, gizlice yerine koyacağım; ruhun duymaz dediğimde, sabahları çanta kontrolü yaptırtma bana diyebilecek kadar katı kurallıdır bu hususta,siz düşünün gerisini…
Neyse ben de ne yapıyorum? Onda kaldığım geceler,yataklara dağıldıktan sonra okuyorum;

1925 yılından başlamak üzere şiirleri ve yazıları yüzünden birçok kere yargılanan, 1938 yılında orduyu ayaklanmaya kışkırtmaya çalıştığı gerekçesiyle 28 yıl 4 ay hapis cezasına çarptırılan, İstanbul, Ankara, Çankırı ve Bursa cezaevlerinde 12 yılı geçkin kaldıktan sonra 1950 yılında bir af yasasıyla salıverilen, ancak sürekli izlendiği ve çürüğe ayrıldığı halde 48 yaşında yeniden askerlik yapmaya çağrılması ve öldürüleceği yolundaki duyumlar üzerine yurtdışına kaçan, 25 temmuz 1951 tarihinde bakanlar kurulu tarafından Türkiye vatandaşlığından çıkarılan, 5 ocak 2009 tarihli bakanlar kurulu kararı ile yeniden Türkiye vatandaşlığına alınan; büyük şair Nazım Hikmet’in kitaplarını…












Sen Esirliğim Ve Hürriyetimsin
Çıplak Bir Yaz Gecesi Gibi Yanan Etimsin
Sen Memleketimsin

Memleketimi Seviyorum.
Çınarlarında Kolan Vurdum, Hapishanelerinde Yattım.
Hiçbir şey Gideremez İç Sıkıntımı
Memleketimin Şarkıları Ve Tütünü Gibi...


Bu yıl ilk defa, dün, Moskova’da büyükelçiliğin düzenlediği bir törenle anıldı Nazım.Şiirleri okundu,barış güvercinleri uçuruldu. Sistemli bir tören izledik,sevindik.

Sen yanmazsan, ben yanmazsam, nasıl çıkar karanlıklar aydınlığa?

O sadece bir vatan şairi değil, dünya şairiydi.
Bir şairin/yazarın yazdığı her kelime, her harf o anı anlatır. Anlık düşüncelerini...

Bir şeyler yazmalıyım..
Bir şeyler yazmalıyım yüzde yüz yalansız…
Bir şeyler yazmalıyım hiç bir şeyi önceden düşünmeden…
Cigaramın dumanı,
Yoktur yarin imanı…
Bir şeyler yazmalıyım ama masamın üzerinde gördüklerimi değil…
Bir şeyler yazmalıyım içimde bir şeyleri yakalayarak.
Kova salıp içimdeki kuyuya su çekmeliyim…


Edebiyatçı dönemini yansıtmalıdır.
Edebiyatçı ne düşünüyor ne hissediyorsa kağıda onu dökmelidir.
Edebiyatçı kimseye çalışmaz, kendine çalışır,düşünür,yazar.

Kimi beğenir fikirlerini, okur.
Kimi beğenmez, okur.

Hiç düşündünüz mü, Nazım Hikmet milenyumda doğsaydı; yine vatan haini olur muydu?

BREEZE

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

LinkWithin

Related Posts with Thumbnails